Odaklanma becerisini nasıl yitirdik, nasıl geri kazanabiliriz?
Pürdikkat Çalışma: Tamamen odaklanmış halde, büyük bir dikkatle gerçekleştirilen ve bilişsel yeteneklerimizin sınırlarını sonuna kadar zorlayan profesyonel faaliyetler. Pürdikkat çalışmayla üretilen yeni değerlerin ve geliştirilen kişisel becerilerin başkalarınca taklit edilmesi çok zordur.
Entelektüel kapasitemizin tümünü kullanabilmemizin yolu pürdikkat çalışmadan geçiyor.
Roman yazmaya devam edeceksem, uzun ve kesintisiz zaman dilimlerini çalışmaya ayırmalı ve hayatımı buna göre düzenlemeliyim. Öbür türlü, yani sürekli bölünürsem ne geçer elime? Kalici bir roman yerine şuna buna gönderdiğim e-postalardan başka hiçbir şey. Neal Stephenson
Yüzeysel Çalışma: Tamamen odaklanmayı ve bilişsel çaba harcamayı gerektirmeyen, operasyon ve organizasyona dayalı işler. Yüzeysel çalışmayla üretilen değerler dünyaya yeni bir şey katmaz ve ikame edilmeleri çok kolaydır.
Endüstriyel ekonomiden bilgi tabanlı ekonomiye geçiş sürecinde nüfusun gitgide daha geniş kesimleri zihin emekçisine dönüşürken -çoğunluk henüz farkında olmasa da, pürdikkat çalışma becerisi bu sürecin geçer akçesi haline geldi.
Pürdikkat Çalışma Hipotezi: Pürdikkat çalışabilme yetisi her geçen gün daha ender rastlanan bir haslet haline geliyor ve tam da buna koşut biçimde günümüz ekonomik düzeninde gitgide kıymet kazanıyorsa, o halde başarı da, bu beceriyi edinip çalışma hayatının merkezine oturtabilen azınlığın olacak demektir.
Derinlemesine yaşanan bir hayat, güzel bir hayattır.
Teknolojik gelişme ivmemiz almış başını giderken, becerilerimizin ve kurumlarımızın birçoğu nal topluyor. Toplanan bu nallarsa, birçok çalışan için olumsuz gelişmelerin habercisi. Akıllı makineler ile insan kabiliyetleri arasındaki uçurum kapandıkça, işe “yeni insanlar” yerine “yeni makineler” almak işverenlere daha cazip geliyor. Yalnızca insan emeğinin geçerli olduğu iş kollarında da durum pek farklı değil: İletişim teknolojilerinin kolaylaştırdığı uzaktan çalışma metotları, kilit rollerin sektörün yıldızlarına havale edilmesine neden oluyor ve böylece yerel yetenek havuzları atıl kalıyor. Erik Brynjolfsson / Andrew McAfee – Race Against the Machine [Makineye Karşı Yarış]
İletişim teknolojilerinin, uzaktan/ortak çalışma süreçlerini neredeyse kusursuzlaştırması sayesinde yetenek piyasası dünya çapında erişime bir kez açılmaya görsün, piyasanın zirvesindekiler başarı basamaklarını tırmanırken, geriye kalanların kaybetmesi kaçınılmaz hale gelir.
Art arda dinlenen vasat şarkıcılar, toplamda tek bir muhteşem performans etmez.” Başka bir deyişle yetenek denen şey, toptan alıp ihtiyacınız kadarını bir araya getirebileceğiniz bir emtia değildir: Bir işin en iyisi olmanın ayrıcalığı vardır.
Öğrencilere iPad dağıtmanın ya da ev ödevlerini YouTube videosu olarak izlettirmenin onları yüksek teknolojiye dayalı ekonomiye hazırladığını düşünmekle, oyuncak arabalarla oynayan her çocuğun iyi bir otomobil tamircisi olacağını düşünmek arasında hiçbir fark yok.
Pürdikkat çalışmayla zor şeyleri hızlıca öğrenirsiniz:
“Bırakın zihniniz, dikkatin tek bir hedefe yönelmiş ışınları sayesinde bir merceğe dönüşsün; bırakın ruhunuz, zihninizi bütünüyle ele geçiren, merakınızı cezbeden fikre dört elle sarılsın.”
Bir dehayı başkalarından üstün kılan şey, bütün gücünün kendisini ispatlamaya karar verdiği konuya yöneltmiş olmasıdır.
Aynı anda birden fazla şeye yönelen dikkat, maksatlı çalışmanın gerektirdiği odaklanmış dikkatin zıddı sayılabilir. K. Anders Ericsson
Zamanı bloklara ayırma yaklaşımı formülü:
Yüksek kaliteli iş miktarı = (Harcanan zaman) x (Dikkat yoğunluğu)
Yoğunlaşmanın verimlilikteki payını kavrayan bu parlak öğrenciler, odaklanma kapasitelerini sonuna dek kullanmak için muazzam çaba harcıyorlardı.
Böylelikle, sınavlara hazırlanmak veya ödev yazmak için harcamaları gereken zamanı artırmaya gerek duymadan başarı düzeylerini koruyabiliyorlardı.
Üretiminizi azami düzeye çıkarabilmeniz için uzun periyotlar boyunca, sadece tek bir iş üzerinde, dikkat çelici uyaranlardan koparak, tamamen odaklanmış bir halde çalışmanız gerekir.
Elinizden gelenin en iyisini ancak pürdikkat çalışarak ortaya koyabilirsiniz.
Aksi takdirde, eğer rakiplerinizi daha en başından bertaraf edecek kadar üstün yeteneklere sahip değilseniz, pürdikkat çalışan herhangi bir rakibinizin gerisine düşmeniz işten bile olmayacaktır.
Elinizdeki işe başlamak üzere olduğunuz sırada arka planda telefon çalarsa bütün konsantrasyonunuz dağılır. Siz o an bunun farkına varmasanız da beyniniz, dikkat çelici uyaranlara tepki verir.
Kolayına kaçma ilkesi:
Çalışma ortamlarını domine eden dikkat dağıtıcı tutum ve alışkanlıklar söz konusu olduğunda artık her yerde karşımıza çıkan şu daima ulaşılabilir olma kültürünü listenin başına yazmak zorundayız.
Daima ulaşılabilir halde olmanızın yaptığınız işe gerçekten bir hayrı dokunuyor mu?
Verimliliğe vekâlet eden meşguliyet:
Yaptıkları işi verimli ve değerli kılan şeylere dair kriterlerin veya açık göstergelerin yokluğunda çoğu zihin emekçisi, endüstri çağı koşullarında geçerli olan verimlik göstergelerine geri dönmektedir: başkalarının görebileceği şekilde bir sürü şeyle uğraşmak.
Bu “dostlar alışverişte görsün” anlayışı, kişileri odaklanmaktan alıkoyan bazı davranışların neden bu denli yaygınlaştığını da açıklıyor bir yandan. Günün her saati e-postalara yanıt vermeniz, her dakika toplantı düzenlemeniz, şirket içi anlık mesajlaşma sistemlerine düşen her soruya balıklama atlamanız veya herkesin herkesle temas halinde olduğu açık ofiste karşınıza çıkan her insana fikirlerinizi sunmanız, başkalarına meşgul görünmenizi sağlar. Eğer verimli görünmek için meşguliyet maskesinin ardına gizleniyorsanız, bu türden davranışlar hem kendinizi hem de başkalarını işinizi iyi yaptığınıza inandırmak için hayati önem taşımaya başlar.
Bazı şirketler gerçekten de bu şekilde davranmayı zorunlu kılıyor. Örneğin 2013 yılında Yahoo’nun CEO’luk koltuğuna geçen Marissa Mayer çalışanlara evden çalışmayı yasakladı. Mayer, çalışanların Yahoo sunucularına uzaktan bağlanmak için kullandıkları şirket içi sanal ağ sunucu kayıtlarını inceledikten sonra bu kararı aldı, zira evden çalışanların gün içinde sunucuya yeteri kadar giriş yapmadıklarını görüp hayal kırıklığına uğramıştı. Böylece sürekli e-postalarını kontrol etmedikleri için çalışanlarını cezalandırmış oluyordu (çünkü biri dışarıdan sunuculara bağlandıysa muhtemelen derdi e-postalarını kontrol etmekti). Mayer bu kararla çalışanlarına, “Gözle görülür biçimde meşgul değilseniz verimsiz olduğunuza hükmederim,” mesajını vermiş oluyordu.
Nitelik, zanaatkârlık ve ustalık gibi teknoloji öncesine ait, insanlığın kültürel tarihinde kökleşmiş geleneklere ve değerlere dayanan pürdikkat çalışma yaklaşımı, teknopolün dayattığı internet-merkezci kültürün tam karşısında yer alır. Pürdikkat çalışmayı ender ve kıymetli kılan başlıca özelliği de sürüden ayrılmayı, teknopolün dışına çıkmayı gerektirmesidir.
Derinleşerek yaşanan bir hayat, yalnızca maddi açıdan kazançlı değil, aynı zamanda dolu dolu yaşanan bir hayattır da.
Antropolojiden eğitim bilimlerine, davranışsal iktisattan aile danışmanlığına dek birbirinden farklı pek çok disiplinin hemfikir olduğu şey şu: Dikkatin ustalıkla yönetilmesi, iyi bir hayatın olmazsa olmaz koşulu ve yaşam deneyiminin hemen her vechesini geliştirmenin anahtarıdır.
Beynimiz dünyaya bakış açımızı inşa ederken neye odaklandığımızdan yola çıkıyor. Eğer kanser teşhisine odaklanırsanız, kendinizle birlikte hayatınızı da mutsuzluğun ve korkunun esiri haline getirirsiniz. Fakat akşamüstü yudumladığınız bir kadeh içkiye odaklandığınızda hem kendinizden hem de hayatınızdan daha hoşnut olursunuz, üstelik iki senaryoda da aynı koşullar geçerlidir.
Kim olduğunuz ne düşündüğünüz ne hissettiğiniz ne yaptığınız, neyi sevdiğiniz, odaklandığınız şeylerin toplamıdır. Frank Gallagher
Dikkatimizi neye veriyorsak dünyamız da onun bir sonucudur. O halde derinleşme yönünde ciddi bir çaba harcadığınızda ne tip bir ruhsal dünyaya sahip olacağınızı bir an durup düşünün.
İster kılıç yapan Ric Furrer olsun isterse de meşakkatli bir algoritma üzerinde çalışan bir bilgisayar yazılımcısı, pürdikkat çalışma kişiye bir ciddiyet ve ehemmiyet duygusu kazandırır. Dolayısıyla Gallagher’ın kuramında da öngörüldüğü üzere, bu şekilde yeterince uzun bir süre geçirdikten sonra zihniniz, hayatınıza büyük bir önem ve anlam atfetmeye başlayacaktır.
Olumlu olana odaklanma alışkanlığının, gündelik iş hayatı acısından ilk bakışta anlaşılmayan fakat aynı derecede önemli bir faydası daha var: Bu bilinçli odaklanma, dikkat aygıtımızın kontrolünü ele geçirerek bir biçimde sürekli karşımıza çıkan bir sürü ufak tefek ve tatsız şeyi göz ardı edebilmemizi sağlar.
Ne gariptir ki bir işte çalışırken geçirilen vakit, boş vakitlere nazaran çok daha hızlı ve kolay akar. Çünkü tıpkı akış faaliyetleri gibi her iş, önceden belirlenmiş hedeflere, denetim kurallarına ve birtakım zorluklara sahiptir ve bütün bunlar kişiyi işin içine dalmaya, odaklanmaya ve kendini çalışmaya kaptırmaya sevk eder. Diğer yandan boş zaman dediğimiz şey plansızdır ve keyifli hale getirilmesi daha çok çaba gerektirir.
Daha mutlu ve daha tatminkâr bir iş hayatına giden en kestirme ve en garantili yol, pürdikkat çalışmanın sağladığı akış deneyiminden geçiyor.
Pürdikkat çalışma, sahip olduğunuz becerileri yetkinleştirebilmek ve ardından bunları seçkin düzeyde uygulayabilmek için zaruridir.
Pürdikkat çalışmayı kendi kariyer yolculuğunuzun bir parçası haline getirip becerilerinizi yetkinleştirmekte kullandığınızda, yaptığınız işi odaklanmaya fırsat tanımayan, bunaltıcı bir zorunluluk olmaktan çıkarıp tatmin edici bir şeye; parıldayan, harikulade şeylerle dolu bir dünyaya açılan kapıya dönüştürebilirsiniz.
İrade, kullanıldıkça tükenen kısıtlı bir kaynaktır.
Pürdikkat çalışma alışkanlığı kazanmanın püf noktası, iyi niyetin ötesine geçmek ve çalışma hayatınıza birtakım rutinler ve ritüeller eklemektir.
Ünlü bilgisayar bilimci Donald Knuth için pürdikkat çalışma fevkalade önemli. Kişisel web sitesinde, yaptığı işin uzun saatler boyunca çalışmayı ve bölünmeksizin konsantre olmayı gerektirdiğinden söz ediyor.
Pürdikkat çalışmayı iş hayatınızın asli unsuru kılarken kendi yaklaşımınızı inşa etmeniz gerekir.
Seçtiğiniz yaklaşımın içinde bulunduğunuz koşullarla bağdaştığına emin olmalısınız, zira koşullarınız ile yaklaşımınız arasındaki uyumsuzluk, pürdikkat çalışma alışkanlığını daha yolun başında berhava etmenize sebep olabilir.
Keşiş yaklaşımı:
Bu yaklaşımda, pürdikkat çalışmaya azami ölçüde vakit ayırabilmek için yüzeysel sorumluluklar ya bertaraf edilir ya da yok denecek kadar aza indirilir. Keşiş yaklaşımını benimseyenlerin sarih, dört başı mamur hedefleri vardır ve mesleki başarılarını belli bir alanda herkesten daha iyi olmalarına borçludurlar. İşte bu açıklık ve berraklık sayesindedir ki başkalarının ayağına dolanan yüzeysel dertler onlar için mevzubahis dahi olmaz.
Çift modlu yaklaşım:
Zamanınızı ikiye bölün ve bir bölümünü yalnızca ve bütünüyle pürdikkat çalışmaya ayırın. Geri kalan zamanda da ne istiyorsanız onu yapın. Çift modlu yaklaşım, yüzeysel uğraşlara yeterince vakit ayırmaksızın hayatını idame ettirme sansı olmayan insanlara genelde daha uygundur.
Her ne kadar keşiş yaklaşımının sağladığı üretkenliğe gıpta etseler de çift modlu yaklaşımı benimseyenler için yüzeysel sorumluluklar ihmal edilemeyecek kadar önemlidir.
Pürdikkat çalışmaya ayrılacak kısacık bir vakit dahi günlük iş programında belli bir esnekliği gerektirir. E-postalarınızdan bir saatliğine ayrı kalmak bile size huzursuzluk veriyorsa, o halde bir ya da birkaç gün boyunca ortadan kaybolmak muhakkak ki size imkânsız görünecektir.
İlgili herkesi bilgilendirdiğiniz ve sonrasında yeniden ulaşılabilir olduğunuz sürece başı sonu belli zaman dilimlerinde ulaşılmaz olma hakkınız başkaları tarafından genellikle saygıyla karşılanıyor.
Ritmik yaklaşım:
Pürdikkat çalışmaya her defasında rahatlıkla başlayabilmenin en kolay yolu, bunu rutin alışkanlıklardan biri haline getirmek. Bu yaklaşımda amaç, bu alışkanlığı bir ritme oturtarak, çalıştığınız konuda derinleşip derinleşmemeye veya bunun zamanlamasına karar verme aşamasını bertaraf etmek. Zincir yöntemini ritmik yaklaşımın eşsiz bir örneği kılan şey de, basit bir planlama taktiği (işle ilgili her gün bir şeyler yapmak) ile basit bir görsel hatırlatıcıyı (duvar takvimindeki büyük kırmızı çarpılar) sentezlemesi.
Bir diğer ritmik yaklaşım yöntemi de günlük pürdikkat çalışma oturumuna başlama saatini önceden belirlemek. Planlamaya dair tüm ayrıntılara baştan karar verdiğinizde, örneğin çalışmaya günün hangi saatinde başlayacağınızı önceden belirlediğinizde, sizi pürdikkat çalışmaktan alıkoyan engelleri daha kolay bertaraf edersiniz.
Bu tür ön kararlar, çalışırken kaydettiğiniz ilerlemeyi sürmenizi sağlayan görsel işaretlerinkine benzer bir işleve sahiptir.
Ritmik yaklaşım insan doğasıyla uyumluluğu sebebiyle daha avantajlıdır. Sıkı günlük rutinler sayesinde öyle veya böyle mutlaka ilerleme kaydedilir ve pürdikkat çalışma dinamiğini diri tutar. Bu yaklaşımın pürdikkat çalışmayı alışkanlık haline getirme özelliği vardır.
Pürdikkat çalışmaya ayırdığınız vakitten en yüksek verimi elde etmeniz için, sıkı sıkıya uyabileceğiniz, kendinize özgü birtakım ritüeller geliştirmeniz gerek.
Pürdikkat çalışmak için tek doğru ritüel vardır, o da şudur” gibi bir şey söyleyemeyiz, zira doğru ritüelin hangisi olduğu gerek kişiden kişiye gerekse de projeden projeye değişir.
Etkili bir ritüelin yanıt vermesi gereken birtakım genel sorular:
Nerede ve ne süreyle çalışacaksınız?
Nerede çalıştığınızdan bağımsız olarak ne kadar çalışacağınızı da önceden belirlemelisiniz. Pürdikkat çalışma seansı, belirli bir süreyi kapsayan sınırlı bir uğraş olmalıdır.
Çalışmaya başladıktan sonra nasıl devam edeceksiniz?
Çalışmanızı nasıl takviye edeceksiniz?
Beyninizin bütünüyle odaklanmış vaziyette çalışmayı sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu takviyeyi ritüeliniz sağlayabilmelidir.
Pürdikkat çalışmak ciddi bir iştir, hafife alınacak tarafı yoktur ve bu çabayı, başkalarına tuhaf gelebilecek ritüellerle pekiştirmek gayet normaldir. Zihninizi kalıcı ve üstün nitelikli işlere kaynaklık edecek şekilde yapılandırmanın ve güdülemenin yolu budur.
Bütün dikkatinizi verip çalışmak istediğiniz bir iş uğruna olağan yaşamınızın dışına çıkarak büyük bir değişikliğe gittiğinizde, dahası bunun için ciddi bir çaba veya para harcadığınızda, söz konusu işe atfettiğiniz önem artar. Bu önem sıçraması ise, savsaklama eğilimlerinizi bastırır ve zihninize motivasyon ve enerji pompalar.
Bazen derinlere inebilmek için önce yükseklere çıkmanız gerekebilir.
İş hayatınıza derinlik katmanın yolları üzerine düşünürken iş birliği seçeneklerini de göz önüne alın.
Dikkat dağınıklığı derinleşmenin ezeli düşmanıdır.
Pürdikkat çalışmaya yönelik iş birliği fırsatlarından faydalanabileceğinizi, bu sayede çok daha verimli sonuçlar elde edebileceğinizi aklınızdan çıkarmayın.
Fakat etkileşim ve olumlu rastlantısallık arayışının dozunu kaçırıp odaklanma imkânlarınızı baltalamamaya da özen gösterin, aksi takdirde etrafınızda uçuşan fikirlerden faydalı şeyler çıkaramazsınız.
Aynı anda ne kadar çok sayıda şey yapmaya çalışırsanız o kadar az şey başarırsınız. The 4 Disciplines of Execution
Eğer dikkatinizi toplama mücadelesini kazanmak istiyorsanız, aklınızı çelen bilgi bombardımanıyla boş yere boğuşmayın. Bunun yerine size muazzam şevk veren bir hedef bulun; zaten böyle bir hedef, diğer her şeyi gölgede bırakacaktır. The Art of Focus-David Brooks
Yarım bırakılmış işlerin sonu asla gelmez. Bütün sorumluluklarını yerine getirmiş, bütün işlerini halletmiş ideal insan, fanteziden başka bir şey değildir.
Yoğun konsantrasyon becerisi, ancak ve ancak düzenli egzersizle edinilir.
Zihninizi dikkat çelicilerin boyunduruğundan kurtarmadığınız müddetçe, ne kadar uğraşırsanız uğraşın, odaklanmaya yönelik çabalarınız akamete uğramaya mahkûmdur.
Odaklanma harici zamanlarda zihninizi toksik girdilerden korumalısınız, bunaldığınız her an aklınızdan geçen ilk şey tüymekse, sıra pürdikkat çalışmaya geldiğinde zorlanırsınız.
Beyniniz dikkatinizin sürekli dağınık olmasına alıştıktan sonra gerçekten odaklanmak isteseniz bile bunu becermekte zorlanırsınız.
Gündelik hayatta kuyruğa girip beş dakika beklediğinizde ya da arkadaşınız gelene kadar bir yerde tek başınıza oturmak zorunda olduğunuzda eliniz doğrudan telefonunuza gidiyorsa, beyniniz zihinsel enkaza dönmüş demektir; yani pürdikkat çalışmaya imkân vermeyecek şekilde yeniden yapılanmış haldedir.
Dikkat çelici uyaranlar beynin nörolojik yapısını zamanla öyle bir dönüştürür ki insan bir vakit sonra bu uyaranları aşerir gibi aramaya başlar.
İletişim aracı seçiminde faydanın azı çoğu olmaz yaklaşımı: Belli bir iletişim aracını kullandığınızda elde edebileceğiniz herhangi bir fayda veya kullanmadığınızda mahrum kalacağınız herhangi bir şey söz konusuysa eğer, bunu ilgili iletişim aracını kullanmaya yeterli bir gerekçe olarak görürsünüz.
İletişim araçları kullanıcıları kendilerine bağımlı kılacak şekilde tasarlanmıştır. Pürdikkat çalışma gibi, mesleki ve kişisel hedeflerinize doğrudan katkı sunacak faaliyetlere mahsus vakitten ve dikkat kapasitesinden çalarlar.
İletişim araçları belli bir aşamadan sonra zarar vermeye başlar. Bir iletişim aracının ne getirip ne götürdüğünü tartmak yerine sağlayabileceği en ufak faydayı bu iletişim aracını sınırsızca kullanmanın gerekçesi haline getirirseniz, zihin emeğine dayalı günümüz ekonomisinde ayakta kalma ve dahası başarılı olma yetinizi farkında olmadan sakatlayabilirsiniz.
Eğer zihin emeğine dayalı bir isle meşgulseniz ve hele bir de pürdikkat çalışma alışkanlığı edinmek istiyorsanız, kullandığınız araçları özenle seçmenizi öneririm.
İletişim aracı seçiminde zanaatkâr yaklaşımı: Mesleki ve kişisel hayatınızı başarılı ve mutlu kılacak temel faktörleri tanımlayın. Eğer bir iletişim aracının bu faktörler üzerindeki olumlu etkileri olumsuz etkilerinden daha fazla değilse o aracı kullanmayın.
İnternet kullanım alışkanlıkları ve 80/20 kuralı:
Malcolm Gladwell, Michael Lewis ve George Packer: Kendi alanlarında büyük ses getiren ve çok satan kitaplara imza atmış bu üç yazardan hiçbirinin Twitter hesabı yok. Sebebi, Twitter’i yararsiz bulmaları filan değil; Twitter’ın büyük faydasını gören başka yazarlar olduğunun farkındalar ve buna bir itirazları yok. Twitter’ın ateşli savunucuları uzun uzun bu hizmetin faydalarından bahsededursun, onlar zararlarının faydalarına ağır basmasından ötürü Twitter’dan uzak durduklarını çeşitli vesilelerle açık açık belirtiyorlar.
Zaman ve dikkat, bir yazarın en değerli varlıklarıdır.
Facebook’un sosyal hayatınıza fayda sağladığına şüphe yok. Fakat esas önceliklerinizi göz önüne aldığınızda bu faydalardan hiçbiri zamanınızı ve dikkatinizi harcamanızı meşru kılacak kadar büyük bir önem taşımıyor.
“Pareto ilkesi” olarak da bilinen 80/20 kuralına göre, örneğin bir şirketin kazancının %80’i müşterilerinin %20’sinden gelir; bir ülkenin toplam servetinin %80’i, nüfusun en zengin %20’lik bölümünün elindedir veya vaktinizin %80’ini arkadaşlarınızın %20′ sine ayırırsınız vb. Bu olgunun altında kuvvet yasası dağılımı olarak da bilinen matematiksel bir formül yatıyor, fakat bizi daha ziyade, belli bir sonuca yönelik katkıların eşit dağılmadığını ortaya koyması ilgilendiriyor.
Diyelim kişisel hedeflerinizin her biri için on ila on beş kadar yararlı faaliyet sıralayabiliyorsunuz; kurala göre hedefe ulaşıp ulaşamayacağınızı büyük ölçüde belirleyen şey, bu faaliyetlerden ikisi veya üçüdür; zaten bu stratejinin sizden en fazla üç faaliyete odaklanmanızı istemesinin sebebi budur.
%80’lik dilimde kalan diğer yararlı faaliyetleri gözden çıkarmamanız gerektiğini ileri sürebilirsiniz.
Taşıdığı önemden bağımsız olarak bu faaliyetlerin tümü, aynı kaynağı tüketir. yani sınırlı miktardaki zamanınızı ve dikkat kapasitenizi. Eğer bu kaynağı eften püften faaliyetlere ayırırsanız, daha mühim faaliyetler sonucu elde edeceğiniz faydayı heba etmiş olursunuz.
Pek de önemli olmayan faaliyetlere (mesela mazide kalmış arkadaşları Facebook’ta bulmaya çalışmak) ayırdığınız vakti, gerçekten kıymetli faaliyetlere (mesela yakın bir arkadaşa yemek ısmarlamak) ayırdığınızda, hedefinize daha iyi hizmet etmiş olursunuz.
Dolayısıyla, bu yaklaşıma uygun olarak belli bir iletişim aracını kullanmaktan vazgeçtiğinizde, potansiyel birtakım faydalarından feragat etmiş olmuyor, daha ziyade daha büyük faydalar sağladığını zaten bildiğiniz faaliyetlere daha fazla kaynak ayırmış oluyorsunuz.
Sosyal medyadan çıkış planı:
Üç oda bir salon, hayli ferah bir evde tek başına yaşayan Ryan Nicodemus bir gün hayatını sadeleştirmeye karar verir ve işe sahip olduğu eşyalardan başlar. Yıllar boyu bu koca evi tüketim iştahıyla doldurmaya çalışan Nicodemus bütün bu ıvır zıvırdan kurtulmak üzere şöyle bir strateji geliştirir: Sanki taşınacakmış gibi evdeki tüm eşyaları kolilere doldurur ve ardından evdeki rutin hayatına devam eder. Herhangi bir eşyaya ihtiyaç duyduğunda bulunduğu koliden çıkarıp eski yerinde kullanmaya devam eder. Aradan geçen bir haftanın sonunda fark eder ki eşyalarının büyük bölümü kolilerin içinde öylece durmaktadır.
Dolayısıyla bütün bu lüzumsuz eşyadan kurtulur.
İnsanlar neden ıvır zıvır bir sürü eşya biriktirir? Bir nedeni, “belki bir gün lazım olur” düşüncesiyle o fazlalıklarla asla vedalaşamamaları olsa gerek. Bir öğle sonrası giriştiği kolileme operasyonu ve sonrasındaki deneyimi sayesinde evindeki eşyanın büyük bölümünün resmen lüzumsuz olduğunu, bunlara ihtiyaç duymadığını anlayan Nicodemus da işte böylece hayatını basitleştirmeye başladı.
Halihazırda kullandığınız sosyal medya mecralarına yani Facebook, Instagram, Twitter, benzer uygulamaları -kolilere doldurur gibi, otuz gün boyunca kullanmamak. Ne üyeliğinizi dondurun ne de bir süre çevrimdışı olacağınıza dair herhangi bir duyuru yapın. Yapmanız gereken tek şey bunları kullanmamak, yani pat diye bırakın.
Otuz günlük bu sosyal medya orucundan sonra bu mecraların her biri için aşağıdaki iki soruyu kendinize sorun:
- Eğer bu mecrayı kullanmış olsaydım son otuz günü büyük ölçüde daha iyi geçirir miydim?
- Bu mecrayı kullanmıyor olmam başkalarının umurunda oldu mu?
Her iki soruya da hayır yanıtını verdiğiniz mecralardan kalıcı olarak çıkın, net bir şekilde evet yanıtını verdiklerinizi de kullanmaya devam edin.
Sosyal medyayı sinsi kılan özelliklerinden biri de sizin zamanınız ve dikkatiniz üzerinden kâr elde şirketler, pazarlama hilesi sayesinde herkesi şuna inandırmış vaziyetteler:
Sosyal medyada yer almadığınızda mutlaka bir şeyleri kaçırır, bir şeylerden mahrum kalırsınız.
Bu mecralardan uzak kalınca, bir şeylerden -etkinliklerden, eğlenceli muhabbetlerden, herkesin dilindeki mevzulardan- mahrum kaldığınıza dair endişe yerini bir gerçeğe bırakacaktır. Bütün bu mecraları kuşatan pazarlama mesajlarından kendini sıyırmayı başaranların büyük bölümünün kolayca anlayabileceği basit bir gerçektir bu: Bunlar hayatımızda aslında o kadar da önemli bir yer tutmuyor.
Sosyal medyanın böylesi büyük bir hızla kabul görmesinde büyük rol oynayan etkenlerden biri:
Anlamlı içerik üretmek büyük çaba gerektirir ve ancak bu çabanın karşılığında insanların ilgisini kazanırsınız; sosyal medya ise insanlara çaba göstermeden ilgi toplama imkanı sunuyor. Yani sosyal medya, kapitalizmin bu en temel mübadele ilişkisini bertaraf edip yerine kolektivist alternatifini koymuş oldu: Sen benim sözüme ilgi gösterirsen ben de senin sözüne ilgi gösteririm. İçeriğinin ne olduğu önemli değil.
Bu mecraları sessiz sedasız terk ettiğinizde, muhtemelen sadece en yakın arkadaşlarınız ve aileniz fark edecektir.
Sosyal medya araçları, topluma pompalandığı gibi günümüz dünyasının can damarı filan değil. Birtakım şirketlerce üretilen, milyonlarca dolar para akıtılan, titizlikle pazarlanan ve nihayetinde kişisel bilgilerinizi ve ilgi alanlarınıza dair verileri toplayıp reklam verenlere satmak üzere tasarlanmış ürünlerdir. Sosyal medya kişiye hoşça vakit geçirme fırsatı sunuyor olabilir, fakat bir bütün olarak hayatınızı ve hedeflerinizi göz önüne aldığınızda, aslında bu yüzeysel meşguliyetlerin sizi daha derin ve mühim işlerden alıkoymaya çalışan oyalanmalar denizinde bir damla olduğunu fark edersiniz.
Sosyal medya sizin için hayatın ta kendisi de olabilir. Ancak yine de onsuz hayatın neye benzediğini görmeden bundan emin olamazsınız.
Boş zamanlarınızı nasıl değerlendireceğinize kafa yorun. Başka bir deyişle, dinlenme vakti geldiğinde o an ilginizi çeken ilk şeye balıklama atlamayın ve “gün içre gününüzü” nasıl geçirmek istediğiniz üzerine biraz düşünün.
Akşamları ve hafta sonları ne yapacağınıza önceden karar vermeniz fevkalade önemli. Belli hedefler doğrultusunda belli şeyler yapmanızı gerektiren yapılandırılmış hobiler böylesi zaman dilimleri için birebir. Bennett tarzı bir okuma programı yaparak her gece belli bir vakti düzenli olarak kitap okumaya ayırmak, egzersiz yapmak veya bir ahbapla yüz yüze sohbet etmek de gayet iyi seçenekler.
Uyanık olduğunuz tüm vakitlerde internette oradan oraya yarı bilinçli halde savrulmak yerine zihninizi anlamlı şeylerle meşgul ederseniz, günü çok daha tatminkâr bir şekilde noktalayıp ertesi güne daha dinlenmiş vaziyette başlarsınız.
Zamanınızı ve dikkatinizi eğlence sitelerine kaptırma zaafından kurtulmak istiyorsanız eğer, beyninize nitelikli alternatifler sunun.
Böylelikle sadece dikkat çelicilere direnme ve odaklanma becerinizi geliştirmekle kalmayıp sırf var olmanın ötesinde hayatı yaşamanın gerçekten nasıl bir şey olduğunu deneyimleme hedefine de ulaşabilirsiniz.
Daha az vakte sahip insanlar zamanlarını daha akıllıca kullanırlar.
Zihin emekçilerinin zamanına ve dikkatine gitgide daha fazla el koyan yüzeysel işler aslında sanıldığı kadar hayati değil.
Yüzeysel işlerin önemli bir bölümü bertaraf edildiğinde hemen hemen hiçbir şey değişmiyor ve bu durum pek çok sektör için geçerli.
Günün büyük bölümünü zamanımızı nasıl kullandığımıza dikkat etmeksizin, otomatik pilota bağlı halde geçiriyoruz. Bu bir sorun. Yüzeysel işlerin pürdikkat çalışmaya oranla vaktinizin kaçta kaçını işgal ettiğine gerçekçi gözlerle bakmadığınız ve herhangi bir şeye girişmeden önce bir an durup “Tam olarak şu an yapılacak en doğru şey ne?” sorusunu sorma alışkanlığı edinmediğiniz müddetçe, eften püften şeylerin programınızın her köşesine sızmasının önüne geçemezsiniz.
Pürdikkat çalışma alışkanlığı edinmek için kendi zamanınıza saygı göstermeli, özenli olmalısınız. Bu doğrultuda atılacak başlıca adımlardan biriyse, mesainizin her bir dakikasını nasıl değerlendireceğinize önceden karar vermek. Günü kendi hevesleriniz ile başkalarının beklentilerinin kılavuzluğuna teslim etmek insana çok daha kolay geldiğinden, ilk başta bu fikrin hoşunuza gitmemesi gayet normal. Fakat potansiyelinizi kayda değer şeyler üretmek için kullanmak istiyorsanız eğer, günü yapılandırma fikrine bir şekilde güven duymaya başlamalısınız.
Yüzeysel Çalışma: Tamamen odaklanmayı ve bilişsel çaba harcamayı gerektirmeyen, operasyon ve organizasyona dayalı işler. Yüzeysel çalışmayla üretilen değerler dünyaya yeni bir şey katmaz ve ikame edilmeleri çok kolaydır.
Sabit programa dayalı verimlilik ilkesi bizi seçici olmaya zorluyor: Bir yandan yüzeysel işleri kararlılıkla azaltırken bir yandan pürdikkat çalıştığımız işleri sürdürerek, ürettiğimiz değerden feragat etmeksizin fazladan boş vakte kavuşuyoruz. Hatta şunu da belirtmem gerekir ki yüzeysel işlerden kurtularak elde ettiğimiz ilave enerjiyi pürdikkat çalışmada kullanabiliyoruz. Zamanımızın kısıtlı oluşu, düzen ve tertip konusunda daha titiz olmamızı gerektiriyor ve bu da bizi daha üretken kılıyor.
Yüzeysel işlerin şahı diyebileceğimiz e-posta faaliyeti, birtakım dikkat çelici uyaranları doğrudan size yönlendirerek dikkat kapasitenizi sinsi bir şekilde kemirir. Her an her yerde e-posta alışverişinde bulunma alışkanlığını öyle içselleştirdik ki hayatımızda işgal ettiği role dair iki çift laf etmekten bile aciziz.
Bir iletişim aracı olarak e-posta kullanmak kaçınılmaz olabilir, fakat zihninizi büsbütün işgal etmesine de izin vermemelisiniz.
Elektronik yollarla kurduğunuz iletişim üzerindeki kontrolünüz sandığınızdan daha fazla.
E-posta teknolojisi muazzam hızla gelişmeye devam ederken, bu teknolojiden nasıl faydalanacağımıza ilişkin toplumsal kurallar ve kaideler yeterince yerleşmiş değil.
Maillere yanıt vermeyin:
MIT’deki öğrenimim sırasında tanışma şansı bulduğum pek çok ünlü akademisyen e-posta konusunda hayli etkileyici ve nadide bir yaklaşıma sahipti: Gelen her e-postayı yanıtlamıyorlardı.
Bu davranışın altında yatan düşünceyi sonradan öğrendim: Bu akademisyenlere göre, aldıkları e-postanın yanıtlanmaya değer olduğuna onları ikna etmek, gönderenin sorumluluğundaydı. Eğer mesajınız yeterince ikna edici değilse ve profesörün yanıt yazmak için gireceği zahmeti asgariye indirmediyseniz, herhangi bir yanıt alamıyordunuz.
Örneğin enstitüdeki çoğu hoca aşağıdaki gibi bir e-postayı yanıtlamaya tenezzül bile etmezdi:
Merhaba hocam. Sizinle X konusunda konuşmak üzere ofisinize uğramak istiyordum. Müsait misiniz?
Ne istediği tam olarak anlaşılmayan ve bir sürü vakte mal olacak böyle bir mesajdansa şöyle bir mesaja büyük ihtimalle yanıt verirlerdi:
Merhaba hocam. Profesör Y’nin danışmanlığında yürüttüğüm tez çalışmamın konusu, sizin çalıştığınız X konusuyla benzer nitelikte. Bizim geldiğimiz aşama ve çalışmamın sizin projenizle örtüşen tarafları hakkında konuşmak üzere perşembe günü ofis saatinizin bitimine on beş dakika kala uğrayabilir miyim acaba?
Gördüğünüz gibi, ilkinden farklı olarak bu mesajda neden görüşüleceği, bunun ne işe yarayacağı gayet açık; dolayısıyla bu mesajı yanıtlamak pek zahmetli değil.
Bu taktiği kullanarak akademisyenlerin e-posta yaklaşımını kendi iş yazışmalarınıza mümkün mertebe uygulayabilirsiniz. Bunun için yapmanız gereken şey, aşağıdaki üç kıstastan herhangi birini taşıyan e-postaları yanıtlamamak.
İçerik bakımdan muğlak ve/veya mantıklı bir yanıt vermenizi zorlaştırıyor Sizi ilgilendirmeyen bir soru veya öneri içeriyor Yanıt vermenizin bir faydası, yanıtsız bırakmanızın da bir zararı yok.
Ufak tefek tatsızlıkların yaşanmasına alışın. Aksi takdirde hayatınızı değiştirecek büyük işlere asla vakit bulamazsınız.
İnsanlar, sizden yana beklentilerini iletişim alışkanlıklarınıza göre çabucak düzenleyebiliyorlar. Yani çalakalem yazdıkları mesajlara yanıt vermemiş olmanız başkaları için o kadar da hayati bir mesele olmayabilir.
Değişim ve dönüşümün muazzam bir hıza ulaştığı bilgi çağı girdabında lafazanlıktan kolay şey yok. Akıllı telefonlara gösterilen ilgiden belli belirsiz bir huzursuzluk duyan aramızdaki “huysuz ihtiyarlar”, huzurla odaklanmanın mümkün olduğu günleri hasretle anadursun, dijital “hipster”lar bu türden bir nostaljiyi Luddizm ve sıkıcılıkla eş tutarak, her an her yerde iletişim halinde olmanın ideal bir geleceğin temeli olduğundan dem vuruyorlar.
Ya Facebook’un öngördüğü geleceği benimserseniz ya da bunu felaketimiz olarak görürsünüz.
Dikkatini toplamaktan aciz kalabalıkları geride bırakarak odaklanma becerisine sahip azınlığa katılmak insanın yaşayabileceği en dönüştürücü deneyimlerden biridir.
Konforu ve korkuları bir kenara itip, önemli isler başarmak üzere zihninizin kapasitesini sonuna kadar kullanmaya kararlıysanız, sizden önce pek çok insanın da deneyimlediği gibi, derinleşmenin üretkenlik ve anlamla dolu bir yaşama kapı araladığını siz de keşfedeceksiniz.
Odaklanmış bir hayat sürecektim, çünkü yaşanabilecek en iyi hayat buydu. Winifred Gallagher
Sadece yürürken akla düşenler gerçekten büyük düşüncelerdir. Nietzsche
