Bilinç 6’nı Aşmak

Takdir edilmek, onaylanmak, hatalarımızla birlikte kabul görmek özgüvenin temelini oluşturan davranışlardır. Çocukluğumuzda bunları görmediğimizde hayat boyu bizi onaylayacak birilerinin varlığına ihtiyaç duyarız. Kendi kendimizi takdir edemez ve yeterince iyi olduğumuza inanamayız.

Aşırı kuralcı, mükemmeliyetçi beklentileri olan aile yapılarında çocuğun kendisi gibi olmasına izin verilmez. Kurallarla tanımlanmış davranış kalıpları vardır. Çocuk bu istenen davranışlara uymadığında gerekli sevgi, ilgi ve bakımı alamaz. Bu durumda ya kendisi de mükemmeliyetçi bir kişilik geliştirerek yüksek standartlara sahip olur ya da boyun eğerek başkalarının standartlarını benimser.

Tasavvufta insan kelimesinin iki sözcükten türediği söylenir. üns ve neys. “Üns”; ünsiyet, yakınlık demektir ve insanın diğer insanlara yakın olma ihtiyacını ifade eder. Aynı zamanda Allah’a yakınlığını, bütün varlıkların üstündeki varlığa yakınlığını anlatır. “Neys” ise unutmak fiilinden gelir. İnsanın unutkanlığını temsil eder.

Fedakârlık yapmak kendi sınırlarımızı ihlal ettirmeden başkası için bir şeyler yapmak ancak istemediğimizde, yorulduğumuzda ya da yeterince yaptığımıza inandığımızda durmaktır. Oysa kendini feda etme kalıbında başkalarının benliği hep daha ön plandadır. Odak noktası hep başkalarıdır. “Ben ne isterim” sorusu hiç akla gelmezken “O ne ister” düşüncesi akıldan hiç çıkmaz. Böyle olunca Fondi benliğimizi ve isteklerimizi önemsiz görürüz. Ancak önemsiz gibi görülen bu istekler bir araya geldiğinde karşılanmamış bir ihtivaçlar yığını çıkar karşımıza. O yığının verdiği ağırlık da değersizTik, özgüvensizlik, yetersizlik duygularına dönüşür. –

İnsan bazen en basit şeyleri görememekle lanetlenir. Yesil Yol

Fedakârlık yapmak kendi sınırlarımızı ihlal ettirmeden başkası için bir şeyler yapmak ancak istemediğimizde, yorulduğumuzda ya da yeterince yaptığımıza inandığımızda durmaktır.

İnsan gençken ve bilmezken her şeyi gönül yarası sanıyor. Louis Ferdinand Celine

Çocukluğumuzda anne ve babamızdan sık duyduğumuz sözler, yetişkinlikte kendi içseslerimize dönüşür.

Hangi terapi tekniğini kullanırsak kullanalım kişi değişime hazır değilse işe yaraması zordur. Hayatı değiştirmek için önce buna hazır olmak gerekir.

Aşk, bilinçaltındaki sevilmeme endişelerinin, terk edilme ve güvensizlik düşüncelerinin en temel tetikleyicisidir. Sevilebilir birisi olduğuna inanmayan insan, âşık olduğu kişinin onu yeterince sevmeyeceğinden, terk edeceğinden derin ve zorlayıcı bir endişe duyar.

Sağlıklı koşullarda ilişkiler hepimizin kalkanlarını indirip on ven duyacağı, rahat hissedeceği alanlardır. Oysa bilinçaltında şüphecilik kalıbı olan kişiler için yakın ilişkiler tehlikeli ve istikrarsız durumlardır.

Her çocuk, aile ortamında sık kullanılan ifadelerden bazı alt anlamlar çıkarır. Doğrudan kendisine söylenmiş sözler, tembihlemiş öğütler olmasa bile çocuk kendi zihninde bunlar bir anlama çevirir. Çocuk zihninde oluşan bu anlamlar, mantıklı ve doğru olmak zorunda değildir. Önemli olan çocuğun, kendisine öğretilenlere ve içinde büyüdüğü yaşam koşullarına ayak uydurmasıdır.

Çocukluk başlı başına bir memlekettir, hatta sılasıdır insanın. Büyüdükçe sıla özlemimiz artar, hayat gittikçe gurbetleşir… Büyümek gurbete çıkmaktır. Murathan Mungan

Kabul ve sevgi görmek, anne-babadan empati hissetmek temel çocukluk ihtiyaçlarımızdandır. Soğuk, reddedici, öngörülemeyen şekillerde davranan ebeveynlerin varlığında güven duygumuz sağlıklı gelişemez. Bu nedenle temel bilinçaltı kalıpları insanlara karşı şüphecilik ve kötüye kullanılacağına inanma şeklinde olur.

Bizi çocukluğumuzda doğal olarak sevmesi gereken insanlardan yeterli sevgiyi görememiş olmak, yetişkinliğimizde tercihen sevecek olan insanlara karşı güvensizlik ve şüphe duymamıza neden olur.

Bilinçaltındaki her bilgi, oluştuğu yaşın zihinsel ve ruhsal olgunluk seviyesini taşır. Bu yüzden bilinçaltını aşmak, şu andaki ruhsal olgunluk düzeyine ulaşmak demektir.

Hayatta her şeyiniz elinizden alınabilir, tek bir şey dışında; bu duruma nasıl karşılık vereceğinizi seçme özgürlüğü. Frankl

Gün içinde herhangi bir nedenle kendimizi kötü hissettiğimiz zamanlarda o duygunun hemen öncesinde aklımızdan bazı düşünceler geçer. Bu düşüncelerin çok büyük bir kısmı çarpıtılmıştır. Yani durumdan bağımsız olarak bizim algılarımızla ilgilidir ve algılarımız durumu olduğu gibi değil, değiştirerek yorumlamamıza neden olur.

Aklın meşguliyetleri karanlıkta sesini yükseltir. Beden yavaşlayıp hareketsizleştikçe zihin hızlanır.

Bir annenin çocuğuna fazla bir şey yapmasına gerek yoktur; yanında durması, kalbine yakın olması yeterlidir. M.C

 

 

 

Yorum yapın